Ahşap ve Keçe: Çocuğun Ellerinde Hayat Bulan Hikâyeler

By

Sınıfta sessiz bir köşe.

Güneş, ahşap bir bloğun kenarına vuruyor.

Minik bir el, eline aldığı keçeyi avuçlarının içinde yuvarlıyor.

O an hiçbir yetişkin müdahale etmiyor.

Çünkü o küçük ellerin kendi hikâyesini kurduğunu biliyoruz.

Bir ahşap parçası, ilk anda yalnızca sade, sıradan bir nesne gibi görünür.

Ama çocuğun elinde…

O parça bir eve, bir köprüye, bir gemiye, hatta bir ormana dönüşebilir.

Kuzguncuk İmece Anaokulu’nda her materyal “hazır anlam” taşımaz.

Biz, çocuğun hayal gücünün o boşluğu doldurmasına alan bırakırız.

Keçeden bir yün top, kimi zaman bir bebeğin battaniyesidir,

kimi zaman bir dağın tepesindeki güneş.

Çocuk dokundukça öğrenir.

Dilleri yoktur bu nesnelerin;

ama çocuk, elleriyle konuşur.

Ahşap parçaları üst üste dizerken dengeyi keşfeder.

Keçeyi kesip katlarken ince motor becerileri güçlenir.

Ve tüm bunlar bir “çalışma” değil, bir “oyun” gibi yaşanır.

Waldorf pedagojisi bize şunu hatırlatır:

En gerçek öğrenme, en sade malzemelerle ve en doğal ritimle gelir.

Çocuk, hazır şekillendirilmiş oyuncaklara ihtiyaç duymaz.

İhtiyacı olan yalnızca zaman, güven ve doğanın kendisidir.

Biz yetişkinlerin görevi ise açıklamak, yönlendirmek, hızlandırmak değildir…

Sadece şahit olmaktır.

Çocuğun içinden doğan oyuna saygı duymak, onun kendi sesini duymasına izin vermektir.

Ve bazen, herkes oyun oynarken sınıfın bir köşesinde büyülü bir sessizlik dolaşır:

Çocuk kendi kendine bir dünya kuruyordur.

Kendi ritmini, kendi kurgusunu, kendi hikâyesini.

Kuzguncuk İmece Anaokulu’nda ahşap ve keçe, yalnızca materyal değildir; çocuğun dünyayı yeniden kurma hakkının sessiz ortaklarıdır.

Posted In ,

Yorum bırakın